psikoanalitik
3 Takipçi | 18 Takip
Kategorilerim

POPÜLER PSİKOLOJİ

PSİKOANALİZ

MAKALELER

GELİŞİM

Diğer İçeriklerim (10)
Tüm içeriklerim
Takipçilerim (3)

Psikanaliz

2013-05-10 01:00:00
Psikanaliz |  görsel 1

Freud'a göre insanın her davranışının,kendi kişiliğinden kaynaklanan nedenleri vardır.Bireyin kişiliğin oluşması bebeklik,çocukluk,gençlik çağlarının toplamından oluşur. Deneyimler davranış modellerini bilinç dışı düzeyde dizayn eder. Nitekim  Freud'a göre insanın doğuştan gelen iki temel dürtüsü vardır; saldırganlık ve cinselllik... Bu iki temel eğilim sosyal bir valık olan insanın toplumda içinde yaşamasını zorlaştırdığı için baskı altına tutulur ve bilinçaltına atılır. Bilinçaltı  her insanda bulunan doğuştan gelen cinsellik ve saldırganlık gibi eğilimlerle bastırılmış duyguların çoşkuların ve bunlarla sıkı sıkıya bağlı düşüncelerin alanıdır. Psikodinamik yaklaşım dil sürçmesi, unutmalar ,hatalar ve buna benzer davranışları bilinçaltındaki isteklerin ifadesi olarak kabul eder.tepkilere bilinçaltı ve üstü anlamlar yükler. Yani Freuda göre sergilenen her davranış modelik aslından yaşadığımız deneyimlerin davranışlarımızdaki yansımasıdır. Bilinçli veya bilnçsiz hepsi… Freud rüya yorumlarınıda benzer şekilde anlatır. Ona göre rüya görülmesi, bilnçaltına atılan duyumnların dışa vurulması şeklinde gerçekleşir. Rüyalarımızda gördüğümüz herşey hafızamızdaki tecrübe imajlarının fotograflanmış halleridir. Sadece adresi belirlenememş benlik imgelemi uykudayken onları zihnimize sahneler neticesinde rüya görmüş oluruz. Freud'a göre kişiliğin id,ego ve süper ego olmak üzere üç önemli bölümü vardır. İd,haz ve tutukuların egemen olduğu ilken yön bir bakıma hayvansı yönüdür insanın. Süper ego,kişinin yaşadığı toplumun değerler sistemiyle oluşan yönüdür. Ego ise akıl ve sağduyunun egemen olduğu... Devamı

KARAKTER ANALİZİ

2013-05-09 05:03:00
KARAKTER ANALİZİ |  görsel 1

İnsanları gereksinimleriyle,umut ve korkularıyla, değerleriyle, zaaflarıyla, inanç ve tutumlarıyla, yetenekleriyle tanımak ; onların davranışlarını tüm olasılıklarıyla önceden kestirmek, kontrol etmek , yönlendirmek güçlü bir gelecek için denge ve başarı yoluna açılan kapıdır. Daha geniş bir açıdan bakacak olursak, insanların olası davranışlarını önceden kestirebilmek. onların inanç ve tutumlarını araştırmak psikoloji biliminin en temel konusudur. Şahsiyet soyut bir kavramdır. Olgulara ve eylemlere dayalıdır. Kişinin yaşamının her saniyesinde kendisini gösterir. En önemlisi kalıplaşmış hükümlerden çok daha fazlasıdır. Kişinin bütünlüğünü korur. Organizasyon ve oryantasyonu sağlar. Dürtüsel bir güç olmasının yanı sıra gereksinimleri, talepleri oluşturan enerjiyi içinde barındırır. Temelinde fizyoloji ve psikoloji vardır. Şahsiyet olmuş bitmiş bir olay değil, sürekliliğini devam ettiren ve günden güne kendisini güncelleyen bir olgudur. Şahsiyet analizi; Öz benliğimizde farkına varamadığımız Yetenek ve becerilerimizi bilinç düzeyinde farkındalaştıran Başarı odaklı Olumsuzluklara olumlu bir vizyondan bakabilme yetisi kazandıran Uyum ve adaptasyon süreçlerini hızlandıran Sosyal ilişkilerimizi yenileyen Ben imgesi üzerinde modifikasyon yapılan bilimsel veri odaklı bir yöntemdir. psk. NECATİ KARAKAŞ Devamı

KİŞİSEL GELİŞİM

2013-05-09 04:41:00
KİŞİSEL GELİŞİM |  görsel 1

“Şimdi ideallerinizi yaşamayı ciddiye almanın zamanıdır. Örneğin, sahip olmak istediğiniz ruhsal ilkeler konusunda kararlı olduğunuzda, bu kurallar kanunmuş gibi bağlı kalın. Onlarla ilgili tavizde bulunmanız günah olacakmış gibi davranın. Ötekiler sizin düşüncelerinizi paylaşmıyorlarsa buna aldırmayın. Gerçekten kim olmak istiyorsanız o olmayı denemelisiniz. Bu andan itibaren kendinizi düş kırıklıklarına uğratmaya bir son verin. Kendinizi kalabalıktan ayırın. Sıradan olmaya ve size dayatılanları yapmaya daha ne kadar dayanacaksınız. Kendiniz olmak için pek fazla zamanınız yok.”       ”Kişisel gelişim, daha iyisini yapabilecekken daha kötüsünü yapmamak; daha ve fazlasını bilebilecekken daha azına razı olmamak; daha çoğuna sahip olabilecekken daha azına razı olmamak; daha iyilerle birlikte olma seçeneği varken vasatlarla ilişkide olmamak demektir. kısacası kendinden daha fazlasını ve daha iyisini istemek ve kendini tüm bunları elde etmeye hazır hale getirmektir.” Devamı

MUTLU OLMAK

2013-05-09 04:39:00
MUTLU OLMAK |  görsel 1

Mutlu Olmaya Değer   Kapalı ve de yağmurlu havalar her zaman insan psikolojisi üzerinde duygusal bir durgunluk, hüzün ve karamsarlık çağrışımı yaptığı bir gerçektir. İnsanlar bazen yağmurlu havalara romantik anlamlar yüklerken kimisi de hüzün ve karamsarlık hissettirdiğini düşünür.  İnsanların hüzünlü ve de karamsar hissetmesinin sebebi enerji kaybı hissi ve hüzünlü olaylarla kapalı havayı eşleme, birleştirme eğiliminden kaynaklanır. İnsanlar sosyal öğrenmede edindikleri bilgi birikiminde dayalı olaraktan duygularını programlarlar. Nihayetinde yağmurun insanlarda ağlamaklı yada hüzünlü duygular bıraktığını hepimizin bilinç altında edinilmiş bilgi olarak görmekteyiz.  Tabi bütün bunların güneşin mutluluk hormonları olarak adlandırdığımız seretonin  ve noradralin  hormonlarının tetiklenmesine sebep olduğu bir gerçektir. Güneş ışığının tenimizdeki bu harkulade etkisi bizi enerjik dinç ve pozitif duygularla doldururken aynı zamanda bizleri depresyon riskinden de uzaklaştırmaktadır.  Madem coşkunluk duygusu hormonal  iniş çıkışlara bağlı ne yapmalıyız?  Hormonlar dış etkilerle sağlanabilirken kendi kendimizin duygulanımlarındanda iniş ve çıkış gösterebilmektedik. Güneş ışığının salgılanmasına sebep olduğu  seretonin  ve noradralin hormonları çikolata ve çileklede sağlana bilmektedir. Tam tersini söyleyecek olursakKaranlık olunca beyindeki epifiz bezleri melatonin salgılamaya başlıyor. Melatonin, vücudun gevşemesini, metabolizmanın yavaşlamasını sağlıyor böylece uyku moduna geçiyoruz. Zaten kapalı havalarda hissettiğimiz karamsar ve hüzünlü duygularda işte bu durumun sonucunda oluşmaktadır.  Psikolog olarak benim önerim.Kapalı haval... Devamı

ÇOCUĞUNUZA ÖĞRETTİĞİNİZ

2013-05-09 04:37:00
ÇOCUĞUNUZA ÖĞRETTİĞİNİZ |  görsel 1

Eğer bir çocuk;   Sürekli eleştirilmişse, Kınama ve ayıplamayı öğrenir.   Kin ortamında büyümüşse, Kavga etmeyi öğrenir.   Alay edilip aşağılanmışsa, Sıkılıp utanmayı öğrenir.   Devamlı utandırılarak terbiye edilmişse, Kendini suçlamayı öğrenir.   Eğer bir çocuk;   Hoşgörü ile yetiştirilmişse Sabırlı olmayı öğrenir.   Desteklenip yüreklendirilmişse Kendine güven duymayı öğrenir.   Övülmüş ve beğenilmişse, Takdir etmeyi öğrenir.   Hakkına saygı gösterilerek büyütülmüşse, Adil olmayı öğrenir.   Güven ortamı içinde yetişmişse, İnançlı olmayı öğrenir.   Kabul ve onay görmüşse, Kendini sevmeyi öğrenir.   Aile içinde dostluk arkadaşlık görmüşse, Bu dünyada mutlu olmayı öğrenir.                                         Dorothy Nolte ... Devamı

POPÜLER PSİKOLOJİ: ZEKA RENGİ

2013-05-09 04:31:00
POPÜLER PSİKOLOJİ: ZEKA RENGİ |  görsel 1

Beyninizin Rengi, Kişiliğinizi ve Mutluluğunuzu Belirliyor. Beyninizin rengini biliyor muydunuz? Beyninizin rengi, kişiliğinizi ve mutluluğunuzu belirliyor. Beyninizin hangi lobunun çalıştığı, kişiliğinizin, seçimlerinizin aynası oluyor. Beyin lobları incelemesi, şirketlerin eleman seçiminde, eşlerin ileride mutlu olup olamayacaklarını anlamada, yönetici seçimlerinde ciddi olarak işe yarayan bir yöntem. Uzmanlar beyni dörde bölüyor ve hangi alanlarda başarılı olacağınızı söylüyor. Kimimiz duygusalız, kimimiz de hiç beklenmedik zamanlarda aşırı tepkiler veriyoruz. Bazıları aşkı bile bir matematik problemi çözercesine formüle etmeye çabalıyor, bazıları hayatı organize ederken tam bir hayal âleminde yaşıyor. Söz konusu insan ve davranışları olduğunda, bir bütünlük sağlamak zor. İşte bu noktada, nörologlar ve kişisel gelişim uzmanlarının, insan beynine ilişkin araştırmaları giriyor devreye. Bu konuda ilk çalışmayı yapanlardan biri Ned Herrmann. General Electric Yönetim ve Gelişim Departmanı´nda, Kişisel gelişim uzmanı olarak çalışan Ned Herrmann, bir çok insanın neden birbirinden bu kadar farklı tavırlar gösterdiğini merak etmeye başladı ve 1976 yılında insan beyninin nasıl bir sistemle çalıştığını anlamak için 40 yaşından sonra nöroloji okudu. Ve o yıllara kadar sadece sağ ve sol beynin çalışmalarına ilişkin yapılan araştırmalara bir yenisi eklendi. Herrmann´ın araştırmalarına kadar, insan beyni, sağ ve sol lob olarak biliniyordu. İŞTE RENKLERİN ANLAMI MAVİ Düşüncede rasyonel, açık, sonuç odaklı bir kişiliğe sahip. Bakış açısı net ve tarafsızdır. Kendini ifade biçimi; sayısal ve problem çözücü. SARI Düşüncede spontandır. Holistik ve heyecanlıdır. Bakış açısı renk... Devamı

POZİTİF PSİKOTERAPİ

2013-05-09 04:24:00
POZİTİF PSİKOTERAPİ |  görsel 1

POZİTİF PSİKOTERAPİ                                                                                                                                                    Çatışmalar ortaya çıktığında, problemlerle baş etmek için belli bir boyuta yönelme yolu izleyen insan zihni, bazen çatışmalarla baş edemeyebilir. Bu durumda bazen fiziksel olarak bazen de ruhsal problemlerin habercisi belirtiler gelişir. Kimisi bu iç çatışmayı dışarıdaki sosyal dünyaya yansıtır; ya saldırganlaşır ya çok sitemkar olur yada sosyal çevresiyle arasında problemler meydana getirecek tavır ve tutumlar içerisine girer. Kimiside içinde yaşadığı çatışmayı dışarıya yansıtmak yerine içine atıp daha durgun daha suskun ama iç dünyasında fırtınalı ve öz kıyımcı (nihilist) duygu durumlarına girip kendi dünyasında oluşturduğu fantazileri yaşama yolunu seçer. İnsanı dengeli bir varlık olarak tanımlayan pozitif psikoterapi davranışçıl ve zihinsel bir modeldir. İnsan yaşamını, insan varlığının dört boyutu açısından kavramlaştırır. Vücut / Sağlık İş / Başarı İlişkiler / İdealler Gelecek / Planlamalar   Pozitif psikoterapi kavramsallaştırdığı dört unsur arasındaki dengeyi kurarak insan yaşamındaki kaliteli ahengi  yakalamaya çalışır. Bunu yaparken diğer psikoterapi ekollerinden faydalanır. Psikoanaliz, insancıl, psikososyal vede davranışçıl zihinsel yöntemlerin hepsinden faydalanır. Psikoterapi sürecini hik... Devamı

İÇGÖRÜ ÖNGÖRÜ SEZGİ EŞDUYU VE RUHSAL DEĞİŞİM

2013-05-09 04:20:00
İÇGÖRÜ ÖNGÖRÜ SEZGİ EŞDUYU VE RUHSAL DEĞİŞİM |  görsel 1

İçgörü Öngörü Sezgi Eşduyum Ruhsal Değişim Hastaya “görü” kazandırmak psikoterapinin* öncelikli amaçları arasındadır. Görü, “içgörü” işlevsel ve yapısal bir benzerlik içindedirler. Bu benzerlik görünün ruhsal sağaltımda içgörüye dönüşümünü sağlar. Görü ile içgörüye “sezgi”nin katılması onları birbirlerinden ayırmayı ve aralarındaki sınırları saptamayı zorlaştırır. Güçlük burada bitmez. Çünkü görü, içgörü ve sezgiye “eşduyum” eşlik eder ve tümü karşılıklı bir etkileşim içindedirler genelde. İşlevlerin birbirlerini sürekli etkilediği bu birliktelik görü, içgörü, sezgi, eşduyumun birbirlerinden bağımsız birimler olarak betimlemelerini çok güçleştirmektedir. Çalışmamızda işlevleri, etkileşimleri ve dönüşümlerine dayanarak “görü”, ”içgörü”, ”sezgi”, “eşduyum” birbirlerinden ayrışmış ruhsal birimlermiş gibi tanımlanmaya çalışılacaktır. Psikoterapide “ruhsal değişim” anlayışımız fobikler ve saplantı zorlantı nevrozlarından örneklerle çalışmanın son bölümünde yer almaktadır. Görü, içgörü, bireyleri, davranış, duygu ve tasarımlarının bilinçdışı amaç ve nedenleri yönünde bilinçlendirir. Böylece hastalar ilişkileri ve ilişkilerinde simgelenen tasarımları hakkında bir duyarlılık kazanır ve onların algılanmayan nedenlerini araştırmaya başlarlar. Görürler ki çok kullandıkları hatta ülküleştirdikleri bazı davranışları işlerine yaramıyor, içlerinde kendilerine zarar verenleri de bu... Devamı

TRAVMA SONRASI STRES BOZUKLUĞU TANISI

2013-05-09 04:18:00
TRAVMA SONRASI STRES BOZUKLUĞU TANISI |  görsel 1

TRAVMA SONRASI STRES BOZUKLUĞU TANI KRİTERİ A-    Aşağıdakilerin her ikisinin de bulunduğu bir biçimde kişi travmatik bir olayla karşılaşmıştır: (1)   Kişi, gerçek bir ölüm ya da ölüm tehdidi, ağır bir yaralanma ya da kendisinin ya da başkalarının fizik bütünlüğüne bir tehdit olayı yaşamış, böyle bir olaya tanık olmuş ya da böyle bir olayla karşı karşıya gelmiştir. (2)   Kişinin tepkileri arasında aşırı korku, çaresizlik ya da dehşete düşme vardır. (ÇOCUKLAR; bunların yerine dezorganize ya da ajite davranışla tepkilerini dışa vurabilirler)   B-    Travmatik olay aşağıdakilerden biri (ya da daha fazlası) yoluyla sürekli olarak yeniden yaşanır: (1)   Olayın, elde olmadan tekrar tekrar anımsatan sıkıntı veren anıları; bunların arasında düşlemler, düşünceler ya da algılar vardır. (KÜÇÜK ÇOCUKLAR, travmanın kendisini ya da değişik yönlerini konu alan oyunları tekrar tekrar oynayabilirler) (2)   Olayı, sık sık, sıkıntı veren bir biçimde rüyada görme (3)   Travmatik olay sanki yeniden oluyormuş gibi davranma ya da hissetme (4)   Travmatik olayın bir yönünü çağrıştıran ya da andıran iç ya da dış olaylarla karşılaşma üzerine yoğun bir psikolojik sıkıntı duyma (5)   Travmatik olayın bir yönünü çağrıştıran ya da andıran iç ya da dış olaylarla karşılaşma üzerine fizyolojik tepki gösterme   C-    Aşağıdakilerden üçünün (ya da daha fazlasının) bulunması ile belirli, travmaya eşlik etmiş olan uyaranlardan sürekli kaçınma ve genel tepki gösterme düzeyinde azalma (travmadan önce olmayan) (1)... Devamı

HİSTERİ VE PSİKANALİZ

2013-05-09 04:11:00
HİSTERİ VE PSİKANALİZ |  görsel 1

HİSTERİ VE PSİKANALİZ Psikanaliz akımının 19.yüzyılda ortaya çıktığı ve döneminin şartlarından elenip kendi özgün yapısını bulması ve bu sürecin psikolojik açıdan incelenmesi dikkate şayandır. Özellikle histeri üzerine yapılan çalışmalar ve raporlamalar oldukça etkileyicidir. 1873 yılında 17 yaşlarında Viyana Üniversitesine giren Freud fizyolojide uzmanlaşıp Brücke’nin fizyoloji enstirüsüne başladı. Fikirlerinin temelinide bu enstitüde oluşturmaya başlamıştır. Burada beyin hücrelerinin çalışması üzerinde yoğunlaşan Freud dinamik güç ve ilkelerini anlama fırsatı bulmuştur. Viyana Hastanesinde bir müddet cerrahi servisinde çalıştıktan sonra Theodor Meynert psikiyatri kliniğine geçti. Orada nöroanatomi ve nöropatoloji konusunda uzman olan Meynert ile çalıştı ve ondan etkilenip nöroloji alanında uzmanlaşmaya kara verdi. O dönemde Parise gidip Salpetrier Hastanesinin ünlü nöroloğu Jean-Martin Charcot’ un çalışmalarını uzun süre inceledi. 19. yüzyılın Avrupası hesaba katıldığında anatomi ve fizyoloji mezar hırsızlığından yeni yeni kurtulmaya başlamış, gelişmelerin mütekipinde insan anatomisi araştırmacılığı yeni yeni saygınlığa kavuşmuş olmasına karşın akıl hastalıklar hala kötü ruhların etkisinde olduğu inanışı henüz kırılamamıştı. Bilim adamları çalışmalarıda bazen toplumsal standartları karşılarına alabilecek kadar cürretkar çalışmalar yapması bilimsel çalışmaları aksiyonel sürece entegre etmiş neticede gelişmeler anatomi, fizyoloji, kimya alanlarında hız kazanmıştı. 19. yüzyılın sonlarında psikanaliz düşünce, dönemin tıp akımının savunduğu davranış bozukluklarının tek sebebi beynin fizyolojik durumundaki aksaklıklardır fikrine karşı devrim kıvamlı bir düş&uu... Devamı

Psikoterapi

2013-05-09 13:27:00
Psikoterapi |  görsel 1

    TEDAVİLER PSİKOTERAPİLER PSİKOANALİZ VE PSİKOANALİTİK PSİKOTERAPİ Psikanaliz Freud hastalarından düşüncelerini baskılamadan akıllarına ne gelirse söylemelerini istedi. Bu yöntem bugünde kullanılır ve bilinçdışında tutulan düşünce ve duyguların bilinç alanına getirilmesi psikanalizin belirleyici özelliklerinden biridir. Bilinç uyanıklık, bilinç öncesi kolayca bilinç alanına getirilen düşünce ve duygular ve bilinç dışı kuvvetli dirençlerin üstesinden gelinmeden bilince çıkarılamayan düşünce ve duygular olarak açıklandı. Bilinç dışı, düşünce işlevinin nonverbal şekillerini içerir ve rüyalara, parapraksilere (dil sürçmeleri) ve psikolojik semptomlara neden olur. Psikanaliz hastalarda dürtülere yol açan bilinçdışı güdüler ile moral değerler arasındaki çatışmalar üzerinde durur. Psikanalizin ana koşulu, önceden bastırılmış malzemeyi kişiliğin, tüm yapısına derece derece bütünleştirmektir. Analistin, bilinç dışı malzemenin yorumu ile hastanın artan farkındalığı ile uğraşabilmesi arasındaki dengeyi sürdürmeyi gerektiren yavaş bir süreçtir. Hasta en içteki düşünce ve duygulardan haberdar olmayı, zihnin isteğine olan doğal dirençleri tanımayı veya doğruca zararlı fizik malzemeye karşı koymayı öğrenir. Olağan analitik ortamda hasta divana ya da kanepeye uzanır ve analist hastanın arkasında kısmen veya tamamen görüş alanının arkasında oturur. Divan analistin bastırılmış malzemenin ortaya çıkışını sağlayan denetimli regresyonu oluşturmasına yardımcıdır. Ayrıca, divan kullanımı, hastanın görsel uyaranlarını sınırlamasında ve analistin konuşmasını nispeten azaltmasından dolayı duygusal yoksunluğu sağlar. B... Devamı